Boya denilince ufkumuz çok genişler. Burada sadece duvar resimlerinde kullanılan boyalar ile el sanatları üretiminde kullanılan doğal (Bitkisel) boyalardan söz edeceğiz. Bunun yanı sıra yarım yüzyıl önce Nazilli Sümerbank Basma Sanayii Müessesesi resmi adı olan yaşı 40’ın üzerinde bulunan herkesin hayatında en az bir kere giydiği Nazilli basması veya patiskasından da söz etmemek haksızlık olacaktır. 50 yıl önce boyalar ile tanışmanın verdiği o sihirli buluşma; yıllar sonra duvar resimleri ve el sanatında kullanılan renkleri araştırmak cazibesine kapılan Ben’i yetiştirdi kimbilir ?

 

  • Halı, kilim ve tekstil Boyaları Bunlar organik bileşiklerdir. büyük kısmı doğada bitkilerden üretilirdi.
  • İkinci boya türleride doğada bulunan fakat inorganik, metal oksitlerdir. Duvar resimlerinde yaygın olarak kullanılan sıva üstü boyalardır.
  • İnorganik metal oksitlerin veya bileşimlerinde (OH) hidroksil grubu bulunan minerolojik yapıda olan maddeler yüksek sıcaklıkta bileşimleri değişerek renk farklı renk değişiklikleri verirler Seramik/ porselen endüstrisinde yararlanılan bu boyalarad seramik boyaları adını veriyoruz.

Adı günümüze ulaşmayan ancak eserini gördüğümüz halı kilim ve tekstil boyaları insanlığın tarihi içinde geniş yer alır. Kök boya, doğal boya, bitkisel boya olarak çok eski zaman dilimlerinden itibaren karşımıza çıkar.

Kök boyalı Halı-kilimler: Kök boya ile boyanması halk arasında genel bir kavram olarak bilinir. Gerçekte kök boya, toprak altında gelişen bir kökten (Rubia Tinnctoriu) elde edilen boyadır. Çeşitli katkı maddeleri kullanmak kaydı ile sarıdan kırmızıya kadar değişik tonlarda renkler elde edilir. Daha kolay anlaşılması için bazı kelimelerin açıklamasını vermek gerektiğini düşünüyorum.

Doğal boya ; Laboratuvar araştırmaları sonucu olarak bulunan ve sentez reaksiyonlar ile elde edilmeyen ancak tabiatta bulunan organik/inorganik kökenli maddelerden elde edilen boyalardır.

Bitkisel boya; Sadece bitki veya ağaçların kök,gövde, yaprak, çiçek, tohur gibi uzuvlarından elde edilen daha çok organik kökenli ürünlerdir. Örneğin Rubia İnctorium'dan elde edilen boya, bitkisel boyadır.

Mordan; Boyaların yüne tutturulması için kullanılan organik ve/veya inorganik tuzlardır. Bilinen mordanlar daha çok inorganik kökenli olur.Ancak geçmişte kullanılmış bitkisel boyalar ile yünün boyanmasında kullanılan bazı mordanların organik Kökenli oldukları yapılan araştırmalar ile ortaya çıkmıştır.

Doğal Boyaların Tarihi :
Kök boya olarak bilinen doğal boyalar ve bunların kullanılmasının tarihi, insanın renkleri tanıdığı andan itibaren başlar. Bitki ve hayvanlar ile yan yana toprak üzerinde yaşayan insanın ruhunda var olan merak, korku, güzellik gibi duygular onu çevresiyle ilglenmeğe zorlamıştır. Bu duygular ile bitkileri tanımış, renkleri birbirinden ayırmıştır, önceleri bitkilerin zehirlilerini seçerek kendisini korumaya çalışmıştır. Bugün bile Afrika'nın bazı bölgelerinde yaşayan yerli halk, bitkilerden elde ettikleri zehirli maddeleri ok veya mızraklarının ucuna sürerek kendilerini hasımlarına karşı korumaktadırlar. Diğer taraftan hastalıklara karşı savunma amacıyla bitkilerden yararlanma çabası da savunma. duygusunun bir başka örneğidir. Çin'de (İ.Ö. 3200 civarında) birçok bitkinin hastalıklara karşı kullanıldığını kaynaklardan öğreniyoruz.

Yine aynı kaynaklardan bu kez güzellik için bitkilerden yararlanıldığını ve bitkilerden (İ.Ö. 3000 civarında) elde edilen boyalar ile boyamacılık yapıldığını izliyoruz. Mısır'da Firavunlar sülalesinde aspir (Carthamus Tinctoria) bitkisinin çiçeğinin boyamacılıkta kullanıldığı ve daha sonra Anadolu'ya getirilerek aynı amaç ile üretildiği ve buradan Japonya'ya götürüldüğü, orada da ipek boyamasında ve kozmotik sahasında kullanıldığı konusunda araştırmaların halen sürdüğü bilinmektedir. Diğer taraftan Avustralya yerlileri, vücutlarını bitkilerden elde ettikleri boyalar ile boyadıkları araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir.

Hindistan'da ise (İ.Ö. 2500) yerel halkın bitkilerden çıkardıkları maddeler ile boyamacılık yaptıkları bilinmektedir. Araştırmalara göre ilk boya atölyesi (İ.Ö. 2000 civarında) Zürih kenti çevresinde yaşayan insanlar tarafından kurulmuştur.Özellikle Asya kıta toprakları üzerinde doğal boyaların gelişmesinde ve yayılmasında Budizm'in katkısı büyüktür. Budist tapınaklarının süslemelerinde doğal boyalardan elde edilmiş renklere bugün bile rastlanmaktadır.

Kitlelerin hareketleri ve keşiflerin yapılması, yeni ticaret yollarının bulunması ile Avustralya, Amerika, özellikle Asya'da yaşayan halkın kullandığı boya ile boyama metotları hakkında bilgiler, Avrupa'ya ulaşmıştır. Anadolu bu yollar üzerindeki en hareketli kavşak noktalarından birisi üzerinde olduğu için Avrupa'ya taşınan bilgilerden Anadolu halkı geniş ölçüde yararlanmıştır. Anadolu'da doğal boya ticaretinin (İ.S.18 yy) hareketliliği başlıca iki nedene dayanır. Birincisi boyaların elde edildiği bitkilerin tarımının yapılması, diğeri Anadolu'da yetiştirilmiş hayvan yünlerinin işlenip bitkisel boyalar ile uyumlu olarak boyanmasıdır. Bu iki nedenden dolayı boyamacılık Anadolu'da gelişerek Avrupa pazarlarında önemli yer tutmuştur. Bunun en güzel örneği önceleri Bursa daha sonra Edirne boyahanelerinde hazırlanan kırmızı renkli boyalardır. Bu renk Türk Kırmızısı adı ile tanınarak boya kataloglarında özel yerini almıştır.

Kimya,Biyoloji ve diğer bilim dallarının (İ.S. 19 yy. ikinci yarısı) gelişmesi modern laboratuarların kurulmasıyla araştırmalar daha geniş alan içinde yapılmış ve doğada bulunan maddelerin kimyasal yapıları birbiri ardından keşfedilmişti. Bu maddeler Kısa süre içinde laboratuarlarda analiz-sentez reaksiyonları ile üretilmiş ve derhal sanayileri Kurularak sürekli üretilmeğe başlamıştı. Buluşlar; toprağa ve iklime bağlı olan boya üretimine en büyük darbeyi pazarlarda vurdu .‘doğal’ Nebati boyalarla boyamak keyfiyetinin Türkiye’de artık ölmekte olduğunu göstermektedir. Ucuz anilin boyaları yavaş yavaş çok daha pahallı olan nebati boyalar yerine geçmekte ve bu yüzden diktiği boya köklerini veya boya ağaçlarının para etmediğini gören köylü, bu ağaçları sökerek yakmakta ve köklerin çürümesine kulak asmamaktaydı. Buna rağmen Türkiye’de nebati boya ile kumaş boyanan yerler vardı."(Korur, 1934). Laboratuarlarda sentetik olarak elde edilen boyalar kısa sürede alıcılara sunulmuş ve değişmekte olan ticaretin kurallarına da uyum sağlamıştı. Buna karşılık tarım sektörüne bağlı doğal boyalar hasat sonu fiyatları ve diğer olumsuzluklar nedeniyle ticaretin yeni kurallarına uyum sağlayamayarak pazarları sentetik üretilmiş rakiplerine bıraktı. Bu koşullar karşısında bitkisel boya için çalışan tarım üreticisi öncelikle kendi ihtiyacı ve yakın çevresi için bitki tarımı yapmağa başlamış,Sentetik boyaların kırsal kesimlere kadar qirmesiyle doğal boyalar için gerekli bitki tarımı tamamen durmuştu.

Ancak sentetik boyaların pazar ekonomisi içindeki bu başarısı, Kültür-sanat ve estetik alanda doğal boyalar ile yarışamadı, doğal boyalar ile boyanmış materyal aranır olmağa devam etti.. Araştırmaların ticaret kuralları ile paralellik sağladığı günümüzde ise, bazı araştırma kuruluşları çalışmaların./ kültür ve sanat alanında önemini yitirmemiş olan etnografik materyal üzerinde yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan turizme yönelik faaliyetlerini sürdüren özel ve tüzel kişiler pazarlarda aranan kültür - sanat ve estetik bakımından değerli materyali toplamağa başlamışlardır. Pazarını önceden kaybetmiş fakat kendisi için sınırlı üretim ile elde ettiği boyayı kullanarak ürettiği etnografik materyali kısa sürede satarak elinden çıkarmıştır. Aynı şekilde turizm ve diğer pazarlardaki hareketlilik bu alanda boşluklar yaratmış ve satıcıları yeni arayışlara doğru itmiştir. Bu arayışların sonucu olarak doğal boyalar ile boyanmış materyal yerini, ucuz ve ikinci sınıf ürünlere bırakmıştır.

İkinci tür boyalar yani inorganik duvar resimlerinde kullanılmış olan mineral oksitler için inorganik boyalara bakınız